Sakın yanlış anlamayın, kötü seksle noktalanmış bir one night stand'den bahsetmiyorum. Bir sürü anlamsız kısa ilişkiyi ve aşk testlerinin aptal seçeneklerini geride bıraktıktan sonra birgün eski bir arkadaşım yeniden hayatıma girdi. Hem de bu defa bir aşk macerası olarak! Bir sürü yanılgıların,
bir dolu pişmanlıkların, kız arkadaşlarla kafa çekilen ve sarhoş olunan yalnız gecelerin ardından
tam da ümitsizliğe kapıldığım anda işte beklediğim o mükemmel adam karşımdaydı.

Zeki, duygusal ve sorumluluk sahibiydi. Çok iyi bir işi ve bana aşkla bakan gözleri vardı. Daha ne isteyebilirdim ki! Şık restoranlarda yenilen yemekler, liseli aşıklar gibi cilveleşilen sinemalar ve
sadece masum bir flörtle geçen birkaç haftanın ardından bir gece nihayet evimde, yatağımdaydı. Saçları saçlarıma, elleri ellerime dolaşıyordu. Tam heyecandan aklımı yitirmek üzereyken herşey bitiverdi. Arkadaşlarım bu durumun üstesinden gelebileceğimi söylediğimde benim deli olduğumu düşündüler. Ve yıllar boyunca da üstesinden gelebilmek için uğraştım. Kendi kendimi, eğer bu ilişkideki geri kalan herşey mükemmelse cinsel hayatımızın kötü oluşunu tolere etmem gerektiğine ikna etmeye çalışıp durdum. En sonunda birgün daha fazla dayanamayacağımı anlayıp onu terk ettim.
Seks terapisti Dr. Sandor Gardos bazı çiftlerin cinsel anlamda uyumsuz olabileceklerini, ama pek çoğunun havlu atıp vazgeçmek yerine cinsel yaşamlarını renklendirmek için çabalarlarsa bu sorunu yenebileceklerini dile getiriyor: "Bütün çabalar sonuç vermediyse o zaman karşılıklı ilgiyi bozan birşeyler var demektir. 
İlk birkaç deneme başarısızlıkla sonuçlanabilir. Fakat bu o ilişki için kötü seksin kader olduğu anlamına gelmez." Peki, dünyada hiçbir şey öyle kolay kolay değişmezken, biz neden ilişkilerimizde bazı şeyleri değiştirmek için bu kadar sabırsızız? Belki de bunun nedeni cinsel özgürlüğümüzü yeni kazanmış olmamızdır. Eskiden böyle değildik. Eğer partnerimizle seks hayatımız kötüyse, gözlerimizi kapatır ve ülkenin sorunlarını düşünüp, vakit geçirmeye çalışırdık. Fakat şükürler olsun ki artık cinsel özgürlüğümüzü elde etmemizde büyük katkıları olan ' and the City' gibi erotizm sorunsalını irdeleyen diziler ve seks-shop?lar var; ve biz kadınlar ihtiyaçlarımızın biliniyor olmasından çok mutluyuz.
Artık ne istediğimizi ve ne zaman istediğimizi çok iyi biliyoruz. Prezervatif üreticisi Trojan tarafından yeni yapılan bir araştırma kadınların %65?inin cinsel ilişki esnasında aktif olabildiğini, %88?inin de misyoner pozisyonundan sıkıldıklarında başka bir pozisyon önermekten mutlu olduklarını gösteriyor. 'Yahoo! Personals' web sitesinde yapılan ankete göre de erkeklerin %69?u ve kadınların %75'i ilk buluşmanın ilk saatinde cinsel kimyalarının uyup uymayacağına karar veriyor. Yani kimse kimseye fazla bir şans daha tanımıyor ve etrafta denenip çöpe atılmış flörtlerin sayısı hergeçen gün biraz
daha artıyor.
Kimya sınavından kalmayın!
Çiftler arasındaki, kimya derken aslında adını bir türlü koyamayacağımız, kontrolümüz dışında gelişen şimşek çakması gibi bir tür enerjiden söz ediyoruz. Ve o şimşek ne menem birşeydir ki, eğer doğru zamanda çakmazsa mükemmel olma potansiyelindeki bir ilişkininin daha başlamadan sona ermesine neden olabiliyor. 
Buradaki soru, eğer o şimşek çakmazsa arkamıza dönüp bakmadan kaçmalı mıyız, yoksa hala kalıp çabalayarak değiştirebileceğimiz birşeyler var mı? Uzmanlar bu tür durumlarda biraz sabır göstermek gerektiği konusunda taraftarlar. Yani partnerinizin numarasını cep telefonunuzdan silip, maillerini çöp kutusuna yollamadan önce hala yapabileceğiniz bazı şeyler var. Dr. Gardos bu tür durumlarda öncelikle bizi rahatsız eden şeyin ne olduğunu belirlememiz gerektiğini düşünüyor: 'Yatakta iyi değil' cümlesinin içeriği kişiden kişiye değişiyor.
Yumuşak ve şefkatli dokunuşlar bir kadın için cinselliğin alevlenmesinde doğru adımlarken, bir diğerinin bu yüzden bütün isteği kaybolabiliyor. O istediğiniz bazı şeyleri yapmıyor mu? Ya da onun yaptığı şeyler aslında nefret ettiğiniz şeyler mi? Eğer sorun sadece bunlardan biriyse o zaman çözümde kolaylıkla mesafe katedebilirsiniz.' 
Seks terapisti Jennifer Isham'a göre cinsellikten neler beklediğimizi bütün detaylarıyla düşünmemiz ve kendimize karşı dürüst olduğumuzdan emin olmamız gerekiyor: 'İlk sevişmede mükemmel performans bekleyenlere ya da erotik maceralar yaşamak istedikleri halde hiçbir çaba göstermeyenlere kesinlikle tolerans göstermiyorum. Erkek arkadaşınızın sizin aklınızdan geçenleri okuyup mucizevi bir biçimde gizlice istediğiniz herşeyi yapmasını mı bekliyorsunuz? Eğer bütün sorumluluğu partnerinize veriyorsanız kendinizden utanmalısınız. Kendinizi tanıyıp nelerden hoşlandığınız belirleyin ve bunları partnerinizle paylaşın. Unutmayın, kendi alacağınız zevkten kendiniz sorumlusunuz.'
Onun egosunu sarsmayın
Seksten neler beklediğinizi belirlemek için şöyle bir yöntem deneyebilirsiniz: Küveti doldurup bütün geceyi banyoda Barry White dinleyerek geçirin. Fantezilerinizi düşünün ve sonra bir deftere notlar alın. Partnerinize beklentilerinizi açıklarken unutmamanız gereken çok önemli bir şey var: Erkeklik egosu çok kırılgandır. 
Dolayısıyla beklentilerinizi ona aktarırken bunu bir yaptırım gibi yansıtmak yerine onun hakimiyetini sarsmayacak biçimde yaklaşmamız gerekiyor. 'The Big Bang and Sex Etiquette for Ladies and Gentlemen' kitabının yazarları Emma Taylor ve Lorelei Sharkey "Uyumsuzluk öğrenilmiş bir davranış biçimidir, kitaplardan, arkadaşlardan, Michael Douglas filmlerinden ya da kötü pornolordan", diyor
ve ekliyorlar: "Partnerinize nelerden hoşlandığınızı öğretebilir ve onun hoşlandığı şeyleri de siz öğrenebiliriniz.
Bunun için gerekli olan şey iletişim kurmak, göstermek ve söylemektir." Dr. Gardos ise cinsel sorunların tek nedeninin uyumsuzluk ya da iletişimsizlik olmadığını dile getiriyor: "İlişkinin ne kadar zamandır sürdüğüne bağlı olarak problemler fiziksel olmaktan öte olabilir.
Kırgınlık, stres ve kızgınlık gibi duygular ve durumlar libidoyu yok edebilir. Bu durumda ilişkinin sadece seks boyutunu değil, psikolojik yapısını da irdelemek gerekir." Dolayısıyla bir seks terapistine gideceksek, o uzmanın mutlaka psikolojinin diğer alanlarında da donanımlı olmasına dikkat etmemiz gerekiyor.
Kişilerin geçmişinde cinsel suistimal gibi ciddi sorunlar ya da çocukluğa dair rol modellerinde problemler varsa ve bu sorunlar ilişkiye yansıyorsa o terapistin tüm bu konuları ele alması beklenmelidir.Taylor ve Sharkey çiftlerin seks terapistine gitmekten kesinlikle çekinmemeleri gerektiğini düşünüyor, zaman ve çaba harcanmadan daha iyi bir cinsel yaşam elde edilemeyeceğini söylüyorlar.
Sorunu çözmekte geç kalmaksa olayı tamamen çözümsüz bir noktaya taşıyabiliyor: "Uzun süreli ilişkilerde cinsel tutku zamanla eksilebilir. Fakat daha ilişkinin başında ateşli bir cinsellik yoksa, o ateşi zaman geçtikten sonra yakabilmeniz mümkün olmaz." Bütün bu çabaları gösterdikten sonra hala arzu ettiğiniz şeyi elde edemediyseniz tıpkı benim gibi sizin de ayağa kalkıp kızarkadaşlarınıza şöyle söylemenizin zamanı gelmiş demektir: "Tutkusuz bir hayat istemiyorum kızlar!" Uzun soluklu bir ilişkide birçok şeyin yokluğunu önemsemeyebilir, mahrum yaşamayı göze alabilirsiniz. Ama seks, yani iyi seks, asla onlardan biri olmamalı.
Türkiye Psikoterapi ve Psikoterapistler Derneği (PSİKODER) evlilik terapistleri, evliliklerdeki tutkunun ve romantizmin ilk günkü gibi taze kalabilmesi için nelere dikkat edilmesi ve neler yapılması gerektiğini açıkladı…
DEĞER VERDİĞİNİZİ GÖSTERİN!
Mutlu bir evliliğin tesadüfler sonucu olmayacağına dikkat çeken PSİKODER Başkanı Dr. Cem Keçe; “Her ne kadar flört ve nişanlılık dönemini yaşamış olsanız da, evlendikten sonra yaşanan geçimsizlikler ya da anlaşmazlıklar mutluluğunuzu sekteye uğratabilir. Eğer evliliğinizin istikrarlı bir şekilde gitmesini ve mutlu olmayı istiyorsanız, mutluluk için yapılması gerekenlerin olduğunu unutmamalısınız. Eşinizin olumsuz taraflarına değil olumlu taraflarına odaklanın. İşe ilk olarak, eşinize değer verdiğinizi göstererek başlamalısınız.

Bunu gösterebilmek için çok büyük şeyler yapmanıza gerek yok. Hiç beklenmedik bir anda eşinizin yanağına konduracağınız bir öpücük, sıcak bir bakış ya da ‘Seni özledim!’, ‘Seni düşünüyorum!’ demek, yeterli olacaktır. Her insan gibi eşinizin de takdir edilmekten hoşlanacağını unutmayın. Onu takdir edebilmek için nelere değer verdiğine dikkat etmelisiniz. Bunun yaparken, ‘Bu gün çok güzelsin’, ‘Bu kıyafet sana çok yakışmış’ ya da ‘Sana ihtiyacım var’, ‘Bu konuda haklısın’, ‘Teşekkür ederim’ ve ‘Özür dilerim’ gibi cümleleri kullanmayı ihmal etmemelisiniz çünkü ‘Güzel söz yılanı bile deliğinden çıkarır’.
Bu nedenle, evliliğinizi mahvedecek olan ‘Keşke!’, ‘Ben sana söylemiştim!’, ‘Sen zaten hep böylesin!’, ‘Bırak, ben yaparım!’, ‘Bugün canım istemiyor!’ gibi cümleleri bir an önce hayatınızdan çıkarmalısınız. Eşinize değer verdiğinizi, ona karşı dürüst olarak, mutluluğunuzu ya da üzüntünüzü paylaşarak, arkadaşlarıyla arkadaş olarak, hobilerine saygı göstererek, onun için kendinizi geliştirerek, kendinizden çok fazla ödün vermeden, oluru olan konularda, fedakârlık yaparak ve kendinize bakarak gösterebilirsiniz. Bunun yanında, zihninizi okumasını beklememeli, genelleme ya da kıyaslama yapmamalı, mükemmeliyetçi olmamalı, aynı anda öfkelenmemeli, aceleci olmamalı ve sorgulamamalısınız.” dedi.
İLETİŞİMİNİZİ GÜÇLENDİRİN VE KENDİNİZİ VAZGEÇİLMEZ KILIN!
Evliliğin, farklı aile yaşantılarından ve kültürlerden gelen iki insanın aynı mekânı ve zamanı birlikte paylaşmaya başlamasıyla oluşan sosyal bir kadın ve erkek ilişkisi olduğunun altını çizen PSİKODER Başkan Yardımcısı Dr. Cebrail Kısa; “Evliliklerde iletişim eksikliğinden kaynaklanan ufak tefek problemlerin yaşanması olağandır. Bu problemlerin büyüyüp, çiftin ve ilişkinin yıpranmasına olanak vermemek için birbirinizle konuşmayı ihmal etmemeniz gerekir.

Her akşam TV’yi açmadan önce ya da her gece yatağınıza geçince 10–15 dakika gününüzün nasıl geçtiğini anlatabilirsiniz. Bu iletişim, göz ve dokunma temasını güçlendirecektir. İletişim içinde bulunurken iyi bir dinleyici olmaya özen gösterin, olumsuz eleştiriden kaçının, nasihat vermek ve ‘Sen hep zaten geç kalırsın!’ şeklindesuçlamak yerine; ‘Senin geç kalman beni çok üzüyor!’ cümlesinde olduğu gibi ben dilini kullanmayı ve eşinize dokunmayı asla ihmal etmeyin. Dokunmak, sıcak temasın bir göstergesi olduğu için iletişimi güçlendirecektir.” dedi.
BAŞ BAŞA VAKİT GEÇİRİN…
Baş başa vakit geçirmenin önemine değinen PSİKODER Genel Sekreteri Psikolog Kemal Özcan; “Eşinizle birlikte her gün en azından bir öğün yemek yemeniz, her hafta baş başa kalabilecek bir şekilde bir yerlere gitmeniz gerekiyor. Baş başa içeceğiniz bir kahve esnasında yapacağınız sohbetler ya da uzun yürüyüşler evliliğinizi canlandırmak için birebirdir. Elbette ki, hala makyajınızı yapıyor, kuaföre gidiyor ya da yeni giysiler alıyorsunuzdur.

Fakat ara sıra yapacağınız değişiklikler örneğin, saç şeklinizi ya da rengini değiştirmek, tırnaklarınızı uzatmak ya da eşiniz için giyinmek,eşinizin gözünde vazgeçilmez olmanızı sağlayacak önemli etkenlerden bir kaçı olduğunu unutmayın. Her erkek eşinin kendisi için bir şeyler yapmasını bekler ve bundan çok keyif duyar. Bu erkekler içinde böyledir. Yapacağınız sakal değişikliği bile eşinizi baştan çıkarmaya yetecektir. Bunları yaparken, ‘Senin için yaptım!’ demeyi de asla unutmayın. İnanın bu çabaya değecek!” dedi.
SEKS HAYATINIZA ÖZEN GÖSTERİN…
Evliliklerde seks hayatına özen gösterilmesi gerektiğini savunan PSİKODER Yönetim Kurulu Üyesi Psikolog Serap Güngör; “Çiftlerin seks hayatlarını canlandırıcı birkaç küçük püf noktaya özen göstermeleri gerekiyor. Günlük hayat gibi yatak odası da bir süre sonra monotonlaşabiliyor.

Evliliğinizin gidişatını değiştirmek, iletişimi güçlendirmek ve kendinizi vazgeçilmez kılmak için cinsel yaşamınıza özen göstermeli, ön sevişmelerinizdeki dokunmaları çoğaltmalı, oral sekse yer vermeli, fantezilerinizi açıkça ifade etmeli, birlikte duş almalı, birbirinize masaj yapmalı, müzik ya da mumlarla yatak odanızın havasını değiştirmelisiniz. İnanın, eşiniz size yeniden âşık olacak!” dedi.
Erken boşalma öğrenilmiş ve kazanılmış bir reflekstir
Erken boşalmanın çok eski devirlerden beri var olan bir sorun olduğunu söyleyen Bacanak; "Erken boşalma öğrenilmiş ve kazanılmış bir reflekstir. Çok eski devirlerde ilkel çağlarda yaşayan insanlar doğada yaşamlarını sürdürmek ve canlarını korumak zorundaydılar. Seks yaparken bir yandan da her an vahşi bir hayvanın saldırabileceği korkusunu yaşamaktaydılar.
Bu nedenle de erkek bir an önce işini bitirmeyi yani boşalmayı amaçlıyordu.
Seksten keyif almak için huzurlu bir ortam gereklidir. Eğer huzur yoksa ve tehlike varsa vücutta adrenalin salgılanır ve kişi bir an önce bulunduğu ortamdan kaçmak ister. Yani erken boşalma da insanın kendini korumak için geliştirdiği bir savunma biçimi olarak ortaya çıkmış ve nesilden nesile aktarılmış bir davranış örüntüsüdür. İlkel bir savunma olarak başlayan erken boşalma, daha sonraları sosyal koşulların getirdiği zorunlu yükler ve yakalanma korkusuyla öğrenilmiş
bir davranışa dönüşmüştür." dedi.
Erken boşalmada suçlu olan penis değildir
Cinsel ilişki sırasında erken boşalmaya 10 Adımda Erken Boşalma Tedavisi adlı kitaptaki egzersizleri uygulayarak son verebileceğini, çok daha uzun ve mutlu bir cinsel birliktelik yaşanabilineceğini ifade eden CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak; "Cinsel sorunla karşılaşmak ve bunu kabul etmek erkek için kolay değildir. Çünkü erkekler cinsel performansı erkekliğin göstergesi olarak görürler. Erken boşalan erkekler bu durum karşısında partnerlerinden utanırlar ve özür dilerler, bu çok yanlış ve yapılmaması gereken bir davranıştır.
Ayrıca, bütün suçu penislerinde görürler ve penisi kontrol edemedikleri için kızarlar. Oysaki
erken boşalmada suçlu olan penis değildir, olumsuz düşüncelere ve bilişsel çarpıtmalara
sahip olan beyindir. Boşalmayı kontrol etme süreci aynı zamanda en büyük cinsel organımız
olan beynimize de kontrollü olmayı öğretme sürecidir. Değişime hazır mısınız?" dedi.
Erken boşalma tanısı koymak için önemli olan 5 kriter
Erken boşalmanın yineleyici ve tekrarlayıcı bir biçimde her ilişkide erkeğin arzu ettiği süreden önce boşalması olarak tanımlanabileceğini söyleyen CİSED Genel Sekreteri Psk. Dan. Fatma Ayrık; "Erken boşalma, genellikle halk arasında eşini tatmin edemeden boşalma, penis vajinaya girmeden, değer değmez ya da penis vajinaya girdikten birkaç dakika sonra boşalma olarak ifade edilmektedir. Aslında erken boşalma yerine "denetimsiz boşalma" denilmesi daha doğru olacaktır, çünkü erkeğin boşalma refleksi üzerinde istemli bir kontrolü yoktur.
Erken boşalma tanısı koymak için 5 kriter:
* 6 ay ve üzerinde haftada ortalama 2 kez olmak üzere düzenli bir cinsel hayatın olması
* her cinsel ilişkide yineleyici ve tekrarlayıcı bir biçimde erken boşalmanın yaşanması
* o an geldiğinde kişinin kendini kontrol edememesi
* partner boşalmadan boşalma yaşanması
* penis-vajina birlikteliğini 7 dakika ve üzerinde sürdüremmeme
Erken boşalan erkeklerin ortak özellikleri nelerdir?
* Hızlı yemek yeme
* Hızlı konuşma
* Hızlı araba kullanma
* Her konuda aceleci ve sabırsız davranma
* Çabuk sinirlenme
* Kontrolsüz davranışlarda bulunma
* Stresli ve gergin olma
* Kaygılı olma
* Sürekli onaylanmayı bekleme
* Rekabetçi ve hırslı olma
Erken boşalmanın nedenleri nelerdir?
Erken boşalmanın büyük oranda psikolojik bir sorun olduğunu ve nedenlerinin de genellikle psikolojik kökenli olduğunu söyleyen CİSED Genel Sekreteri Psk. Dan. Fatma Ayrık; "Erkeğin kendisi, bedeni, cinsel performansı ve partneri ile ilgili algıları, duygu ve düşünceleri onun erken boşalmasına neden olabilir. Yine özellikle ergenlik döneminde yakalanma korkusu ile aceleyle yapılan mastürbasyonlar da erkeği erken boşalmaya programlayabilir. Ülkemizde gördüğümüz erken boşalma vakalarının çoğu bu tip bir yanlış öğrenme sonucu oluşur. Yani erken boşalma yanlış öğrenilen bir davranıştır” dedi.
Erkekler bunu:
Yakalanma korkusuyla yapılan mastürbasyonlarla ayıp, yasak ve günah duygularıyla yapılan mastürbasyonlarla, "mastürbasyon yapanın gözü kör olur", "mastürbasyon yapanın çocuğu olmaz", "mastürbasyon yapan sağır olur", vb. cinsel mitlere rağmen korkuyla yapılan mastürbasyonlarla ve arkadaşlara hava atmak için skora yönelik sık mastürbasyon yapmayla öğrenmektedirler.
Cinsel mitler dediğimiz cinsellikle ilgili yanlış ve abartılı inanışlar, cinsel açıdan deneyimsiz olma, anksiyete, depresyon, stres, yorgunluk, cinsel performansla ilgili gerçekçi olmayan beklentiler, cinsel uyarım eksikliği, cinsel açıdan baskı altında yetişme, aşırı cinsel isteğin
verdiği gerginlik, cinsellikle ilgili suçluluk ve günah duyguları, partnerle/eşle ilgili nedenler, bilinçdışındaki cinsellikle ilgili olumsuz düşünceler, partneri tatmin edememe kaygısı, prostatit, üretrit gibi hastalıklar, penis başının aşırı hassasiyeti gibi nedenler erken boşalmaya yol açabilir.
Psikodinamik bir bakış açısıyla bakıldığında, erken boşalma bilinçdışı olarak erkeğin hem kendini hem de eşini cezalandırması olarak da ortaya çıkabilmektedir. Erken boşalma sorunu onlarca farklı nedenden kaynaklanabilir, erkeğin kişilik özellikleri, nasıl bir ailede yetiştiği, cinsel geçmişi, partnerin özellikleri, aralarındaki ilişkide sorunlar olup olmadığı önemlidir. Yani tek tip bir sorun ve tek tip bir çözüm yoktur. Sorun da çözüm de erkeğin özelliklerine bağlıdır ve ona özgüdür.
Erken boşalan erkekler genellikle kendilerini şu şekilde ifade ederler:
* Vajinaya giremeden veya birkaç kez gidip geldikten sonra hemen boşalıyorum.
* O an geldiğinde kendimi kontrol edemiyorum.
* Kendimi yetersiz ve değersiz hissediyorum.
* Cinsel ilişki sonrası eşimden utanmaktan ve özür dilemekten bıktım.
* Her seferinde korktuğum başıma geliyor.
* Vajinaya hemen girsem, dışarıya boşalmasam.
* Her şey çok hızlı gelişiyor, kendimi kontrol edemiyorum.
* Artık bu durumdan çok yoruldum.
* Erken boşama sorunum yüzünden karşı cinse yanaşmaya çekiniyorum.
Hayatındaki erkekle her tutkuyu yaşadın ve tüm seks pozisyonlarını denedin diye bu sana ön sevişmeyi es geçme hakkı vermez; ilişki ciddileştikçe, ön sevişmeye ayrılan zaman giderek azalır ve çiftler eskisi gibi tutkuyla öpüşmeyi unutmaya başlar.

BİLİMSEL GERÇEKLER...
Albany Üniversitesi'nden Psikoloji Profesörü Gordon Gallup, insanoğlunun öpüşmeyi karşı cinsin uygunluğunu test etmek için icat ettiğini öne sürüyor. Öpüşme esnasında karşı cinsin sağlık ve hormonal durumu hakkında bilgi sahibi olabiliyorsun: "Ne var ki eşini seçtiğin zaman öpüşmeyi kesebiliyorsun çünkü bireyler artık birbirinin DNA'sını özümseme gereği hissetmiyor."
Seviştiğin erkeğin bay doğru olduğuna karar versen bile, seks hayatını canlı tutmak adına öpüşmeye devam etsen iyi olur. New Jersey'deki Rutgers Üniversitesi'nden araştırmacı Profesör Helen Fisher, tükürüğün içindeki testosteron hormonunun arzuyu tetiklediğini söylüyor: "Ne kadar çok öpüşürsen o kadar arzulu olacaksın, böylece seks esnasında daha çok zevk alacaksın!".
Hayal gücünü kullan!
Dört dudak ve iki dilin söz konusu olduğu sihirli bir anda yaratıcı olmalısın! 'The Art of Kissing' kitabının yazarı William Cane, "lip-o-suction" adını verdiği bir teknikten bahsediyor.

Sen onun üst dudağını hafifçe öperken, o da senin alt dudağını emmeli. Sonra yerleri değiştirin. O hemen dilini ağzına sokmak isteyecektir ama buna henüz izin verme. İyice heyecanlanmasını sağla... Ardından dilini onun dişlerinde, diş etlerinde ve iç yanaklarında gezdir. Sert diş minesi ve yumuşak, nemli ağız arasındaki doku farkı duyuları uyaracaktır.
Çilek kokan öpüşler...
9,5 Hafta filminde Kim Basinger'ı çilekle besleyen Mickey Rourke, ne yaptığını iyi biliyordu. 'The Ultimate Compatibility Quiz' kitabının yazarı Doktor Krista Bloom, öpüşmeden evvel birer tane çilek yemen gerektiğini söylüyor. Çilek dildeki tat alma duyusunu uyarır, böylece öpüşürken tat alma duyusu iyice yükselir.

Daha da uyarılmak lazım!
Öpüşmeden evvel nane aromalı dudak parlatıcısı sürersen dokunma, tat alma ve koku duyularını uyarırsın. Seksolog Ava Cadell, mentolün sinir alıcılarını harekete geçirdiğini ve dudaklardan cinsel organlara doğru uyanan bir his gönderdiğini söylüyor.
Bir yudum şampanya ya da köpüklü şarap içerek de aynı hissi yakalayabilirsin. Köpükler ağzının içini gıdıklayıp uyaracak ve sonra da kaybolacak. Mentol, hassas cinsel organların kızarmasına neden olabilir.
Sert kadın...
Azıcık şiddet sıradan bir öpücüğü bambaşka boyutlara taşıyabilir. 'Ride'Em Cowgirl: Sex Position Secrets for Better Bucking' kitabının yazarı Sadie Allison, öpüşürken vücudun salgıladığı endorfinlerin seni daha da uyarıp doğal ağrı kesici görevi gördüğünü söylüyor: "Ayrıca vücuda sertçe dokununca erojen bölgelere daha çok kan gitmesini sağlayıp alıcı sinirleri daha hassas kılarsın.

Elini onun boynuna dolayıp kendine doğru çekerken göz temasını kesme. Dudaklar buluşunca yavaşça vahşileşirsen, tutku doruk noktasına ulaşacaktır!". Allison, dolaylı yoldan biraz dominant olmanı da öneriyor: "Gücünü zekice kullanmalısın. Dişlerinle onun alt dudağını hafifçe ısır, parmaklarını boynuna geçir ve onu öperken saçını çek."...
Alevi iyice canlandır!
Cadell, en erotik öpüşme tecrübesi için "yüz birleşmesi" ismini verdiği tekniği kullanmanı öneriyor. Bu öpüşme şeklinde, dil ve ağız, seks yapan iki insanı taklit ediyor adeta: "Önce diller birbirine sürtünsün, sonra birbirinin ağzına girip çıksın, aynen seks yapar gibi... Dudaklarını onun diline dolayıp tutkuyla emerken, sanki oral seks yaptığını hayal et...".

Bu noktadan sonrası artık senin hayal gücüne kalıyor...
Klitoristeki sinirler, beyindeki cinsel zevk bölgeleriyle irtibat kurar. Bu sinirler uyarıldıklarında, orgazma ulaşana kadar elektrokimyasal bir hareketlenme içine girip tepkimeleri tetikler ve dopamin, oksitosin, endorfin gibi iyi hissettiren nörokimyasalları salgılatır. Eğer uyarılma erken biterse ya da sinirler yeterince hassas değilse veya korku, stres, suçluluk gibi duygular devreye girerse klitoris kendini kapatır. Kadın gevşemiş, rahat, sıcak ve samimi bir halde değilse orgazmın gerçekleşmesi zordur.
Güven arayan kadınlar...
Aşık olan, ilişkilerinin ilk evresini yaşayan, partnerlerinin kendilerine taptığını ve arzuladığını hisseden kadınlar daha kolay orgazm olur. Bazı kadınlar için uzun süreli bir ilişkinin ya da evliliğin sağladığı güven duygusu, kolay orgazma ulaşmayı sağlar.

Orgazm güçlendikçe yayılan oksitosin dalgaları, kadının yüzünün ve göğsünün kızarmasına yol açar, çünkü kan damarları genişlemiştir. Hassas, psikolojik ve fizyolojik yapısı nedeniyle kadın orgazmı partnerlerin ve bilim insanlarının kafasını karıştırır.
Yıllar içinde kadın orgazmındaki kısa nefesler, gerilen sırt, sıcak ayaklar, yüz buruşturma, kasıtlı olmadan ses çıkartma ve kan basıncının tavana vurması defalarca ölçüldü. Ve şimdi, beynin hangi kısımlarının hareketlendiğini ve hangi kısımlarının kapandığını gösteren MRI taramaları sayesinde kadın beyninin orgazm kontrolü hakkında çok daha fazlası biliniyor.
Erkek orgazmı çok daha basit
Erkek için cinsel birlikteliğin gerçekleşmesi için kanın tek bir yere gitmesi yeterli. Kadın içinse nörokimyasalların bir araya gelmeleri gerekir. En önemlisi, kadın birlikte olduğu kişiye güvenme ihtiyacı duyar. Erkeğin ereksiyonu basit hidrolik temellere dayandığından kan penise gidip ereksiyonu sağlar. Bazı doktorlar kadınların güç orgazma ulaşmasını klitorise giden kanın azlığıyla açıkladı. Ancak bunun doğru olduğuna dair hiçbir delil yok, ayrıca hiçbir araştırmacı tahrik olduğunda klitorisin ne tür fiziksel değişimler geçirdiğini ölçmenin bir yolunu bulamadı.

Uzmanlar, vajinal orgazm ve klitoral orgazm diye iki ayrı orgazm olmadığını belirtiyor. Bu teori neredeyse bir yüzyıl boyunca sadece klitoral orgazm yaşıyorlarsa eksik oldukları, gerçek bir kadın olmadıkları düşüncesiyle kadınları bunalıma sürükledi. Nörobilimciler vajinanın klitorise bağlı olduğunu ispatladılar. Klitoris belin altındaki beyin! Ne var ki hareket sadece belin altında gerçekleşmiyor ve sadece psikolojik faktörlerle yönlendirilmiyordu.
Teori, bir erkek ne kadar fazla sperm dağıtırsa genlerinin gelecek kuşaklarda devamını sağlama şansının da o kadar yüksek olacağını söyler. Ancak kadın orgazmı daha karmaşık, gizemlidir ve rahatlıkla taklidi yapılabilir. Kadınlar hamile kalabilmek için, her ne kadar yardım ettiği bilinse de, orgazma ihtiyaç duymazlar.
Havayı bozmayın!
Kötü kokan nefes, fazla alkol, dizle, elle ya da dudakla yapılan beceriksiz bir hareket havayı bozup kadının amigdalasının yeniden çalışmaya başlamasına, cinselliğe ilgiyi kesip orgazmdan uzaklaşmasına neden olabilir.

Evrim perspektifinden bakıldığında erkek orgazmının bir gizemi yok. Sürekli cinsel ilişkiler aranmasına yol açan, bağımlılık yaratıcı biyolojik bir boşalmadan fazlası değildir.
Kendimizi yargılamak yararsız
Bir de üstüne kendimizi yargılamamız başlar. "Of, niye böyleyim, niye bilemiyorum nasıl karar vermem gerektiğini, aptal mıyım, neyim eksik?" "Başkaları nasıl karar veriyor, hiç can çekişmeden benim gibi? Niye cesaret edemiyorum", vs. vs.
Arkadaşlara, güvendiğimiz kişilere sorarız çaresiz kalınca "Sen olsan ne yapardın", ben bir türlü karar veremiyorum" şeklinde. Onlar da canı gönülden, anlatırlar, nasihatlar, örnekler verirler, kendi hayatlarından, ata sözlerinden, geçmişten, onun bunun başına gelenden.
Evet, doğru, siz de biliyorsunuzdur bunları, çok kereler düşünmüşünüzdür aynı şeyleri. Ama yine de tuhaftır içiniz - rahat değildir. Hak da verirsiniz onlara ama niye o kararı öylesine vermek doğal gelmez, kolay gelmez sizi rahatlatmaz! "Herkes için doğru olan benim için de doğru mu? Benim doğrumu bulmam için benim karar vermem gerekmez mi?"
Karar vermekten korkmayın!
Kararlarımız yaşantımızın kaçınılmaz parçaları. Sorumluluk taşıdığımız sürece verdiğimiz kararlar ile ister istemez hayatımızı belirli yollara yönlendiriyoruz.
İnsanların karar vermede karşılaştıkları en büyük sorun sonradan pişman olmamak ve yanlış bir şey yapmamak için kendilerini doğru karar vermeye zorlamaları oluyor.
İşte ben o yanlış karar kısmında durmanızı istiyorum. Kime göre yanlış olabilir kararınız? Evet bir sürü insan "Ayol çıldırdın mı?" diyebilir. Sebep, onların böyle bir karar almayacaklarıdır. Olabilir. Ama onlar siz değilsiniz. Sizin yaşamınız boyunca edindiğiniz deneyimler, sizin gereksinmeleriniz, sizi böyle bir karara itiyor olabilir. Ve bu sizin gelişiminiz için çok önemli bir yol olabilir. Diğerleri buralara gelmemiş olabilir, böylelikle sizin daha yaşamanız gereken yeni duygulara, yeni olaylara yeni deneyimlere şans vermeniz şart. Diyelim ki yanlış bir karar verdiniz. Hani o en korktuğunuz şey başınıza geldi. Bu ne ifade eder? Çok basit: Kendinizi daha yakından tanımanızı, tecrübe edinmenizi ve en önemlisi yeni sonucun, sizi yeni çözümler aramanız için zorlamasını. Evet en kötü ihtimaliniz.
Ben böyle istedim, ben sonuçlarına katlandım, ben her türlü duyguyu, aşk, sevinç, korku, umutsuzluk, acı, başarı, güven; evet hepsini yaşadım. Ben yaşadım diyebilmek!
Yanlış yapmaktan korkmayın
Sorumluluğu üstlenip, ne olursa olsun bir çözüm bulabileceğinize inanıp kendinize "Ben becerebiliyorum" diyebilme şansını verin.
Eğer karar verememe sürecinde çok bunalırsanız, en azından "Bugün karar vermeyeceğim, yarın karar vereceğim" diye karar verin!
Bir takım yeni zorluklara çözüm bulmak zorunda kalmanız, bunları mecburen çözmeniz ve başarı sağlamanız gerecek ve bu da sonuçta sizi daha güvenli ve mutlu bir insan yapacaktır.
1. Gereksiz bütün iletişimi kesin!
Çok gerekmedikçe ayrıldığınız kişiyle konuşmayın. Ayrıldığınız kişiden çocuğunuz varsa veya aranızda henüz kapatmadığınız parasal ve maddi konularınız vs. o kişiyle (sadece bu konuları konuşmak amacıyla) temas kurabilirsiniz. Ama ortak arkadaş ve dostlarınızla sohbetlerinizde bile o kişiden bahsetmeyin. Ortak sosyal çevre nedeniyle aynı ortamlara girmeniz gerekiyorsa, nazikçe selamlaşmak dışında o kişiyle yalnız kalmayın ve konuşmayın.

2. Sizin için duygusal anlamı veya anısı olan, o kişinin size verdiği eşyalardan derhal kurtulun!
Hediyeler, notlar, mektuplar vs. Bunları ayrıldığınız kişiye geri vermeyin. Maddi değeri olmayan eşyaları atın. Satılabilecek olanları (giysiler vs) satın veya hayır kurumlarına bağışlayın. Hiçbir koşulda bunların size geri gelmeyeceğinden emin olun.
3. Arkadaşlarınızla daha sık vakit geçirin!
Zor zamanlarda arkadaş desteği önemlidir. Ama arkadaşlarınızı ağlama duvarına çevirmeyin. Onlarla birlikte yapacağınız başka etkinlikler sizi oyalayacaktır.
4. Hemen başka bir ilişkiye atlamayın!
Çivi çiviyi söker diyerek hemen başkasıyla ilişkiye giren insanlar vardır. Ama bu yanlıştır! Başka insanlarla tanışmak tamam ama başka insanlarla duygusal ve cinsel ilişkiye başlamak için çok yanlış bir dönemdesiniz. Kalbinizde ayrılık acısı varken doğru kişiyi bulsanız bile doğru ilişkiyi yaşayamazsınız.

5. Eğlenceli ve yaratıcı bir şeyler yapın!
Daha önce vakit ayıramadığınız için başka bir zamana ertelediğiniz bir şeyler yapın. Dans kursuna gidin, egzersize başlayın.
6. Ayrıldığınız kişinin hiç hoşlanmadığınız negatif yanlarını düşünmeye çalışın!
İnsanlar ayrılmışsa bir sebebi vardır. Ayrılık acısı yaşarken insanlar hep 'yaşanan mutlu günleri' düşünür ama bu düşüncenin size bir yararı olmaz. Kendinize "Ayrılmamız iyi oldu, çünkü..." diye başlayan bir liste yapın. Ayrılık sürecini bir 'arınma' süreci olarak düşündüğünüzde psikolojik değişiminizi olumlu bir raya oturtabileceksiniz.
7. Ayrıldığınız kişi hakkında duygularınızı ve düşüncelerinizi bir kağıda yazın!
Bu kağıdı asla o kişiye göndermeye kalkmayın! Bu kağıdı bir süre sakladıktan sonra yok edin gitsin. Ayrıldığınız kişiye artık duygularınızı açıklamanın anlamı yoktur. Çünkü o artık sizin duygularınızı önemsemediği için sizin hayatınızdan çıkıp gitti. Ona olan duygularınızı açıklamanız onu geri getirmez. Aksine sizi zayıf ve patetik gösterir.

8. Yalnız kalmaktan korkmayın!
Dünyanın sonu değil bu. Bu sizin yaşadığınız acıları ve sıkıntıları yaşayan milyonlarca insan var yeryüzünde. Kendinizi tekrardan iyi hissedecek ve yeni birini nasıl olsa bulacaksınız.
9. Ayrılık acısı çekerken alkole ve yemek yemeye sardırmayın!
Ayrılırken "dost kalmak" nazik bir temennidir. Ama insanlar ayrıldıkları kişilerle çok nadiren dost kalabilirler. Duygusal dengenizi tekrar yoluna koyduktan sonra, ancak o zaman o kişiyle arkadaş olarak devam etmek isteyip istemediğinize karar verebileceksiniz. Daha önce değil.

10. Duygusal meselenizi aklınızda ve kalbinizde tam olarak bitirmeden önce ayrıldığınız kişiyle arkadaş olmayı falan düşünmeyin!
Acınız unutmak için başkasıyla seks yapmaya da kalkmayın. Hiçbir faydası olmaz!
Yaşadığınız bu acılı sürecin en iyi ilacı zamandır. Bu süreçte kendinize karşı sabırlı ve nazik olun. Ayrılıktan ötürü kendinizi suçlamayın. Bu deneyimden bir şeyler öğrenmeye çalışın. Yaşananların bir hata değil, ileriye giden yolda yaşadığınız bir öğrenme süreci olduğunu düşünün...
Duygusal meselenizi aklınızda ve kalbinizde tam olarak bitirmeden önce ayrıldığınız kişiyle arkadaş olmayı falan düşünmeyin!Ayrılırken "dost kalmak" nazik bir temennidir. Ama insanlar ayrıldıkları kişilerle çok nadiren dost kalabilirler. Duygusal dengenizi tekrar yoluna koyduktan sonra, ancak o zaman o kişiyle arkadaş olarak devam etmek isteyip istemediğinize karar verebileceksiniz. Daha önce değil.
Aşk ve kadın-erkek ilişkileri üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Aşk Danışmanı Robin Gorman, fiziksel anlamda yan yana olunduğunda gerçekte kimin ne olduğunun kolaylıkla anlaşılabileceğini ifade ederek, "Biriyle yüz yüze görüşmek gerçekte onun kim olduğunu anlayabilmek adına en iyi yoldur.
Örneğin; internet ortamında çok hoşlandığınız birini gördüğünüzde fiziksel olarak aynı şeyleri hissetmeyebilirsiniz. Yüz yüze gelindiğinde gerçekten uyumlu bir partner bulmak zordur. Her nerede yaşıyorsanız yaşayın ilişkinizi ayakta tutmak adına iletişimi asla aksatmayın. İletişim azlığı her iki tarafta da şüphelere, güvensizliklere ve anlaşmazlıklara neden olabilir. Bu yüzden düzenli iletişim ve birbirini dinleme iyi bir ilişkinin anahtarlarıdır. Birbirinize, birbiriniz hakkında
ne düşündüğünüzü ve ne hissettiğinizi söylemeye teşvik edin" dedi.
Uzun aşk birlikteliğinin evlilikle sonuçlanmasının bireylere bağlı olduğunu söyleyen Gorman, aşıklara şu önerilerde bulundu:
"Birbirinize aranıza başka hiç kimsenin giremeyeceğinin sözünü verin. Dünyanın farklı kürelerinde dahi yaşayabilirsiniz, ancak teknoloji aşkınızı yaşatmanıza yardımcı olacaktır.
Bir araya gelmek için bir gün tespit edin.
Eğer gerçekten ilerde hayatınızı paylaşmayı düşünüyorsanız şimdiden ortak zaman geçirmeniz gerekir. Eğer çiftlerden hiçbiri bir diğerinin yanına taşınmayı düşünmüyorsa bunun imkansız bir aşk olduğuna inansanız iyi olur. Bazı insanlar için hislerini yüz yüzeyken dile getirmek zor olabilir. Bu yüzden sık sık mesajlar atın, mektup yazın ve e-mail gönderin. Birbirinize karşı dürüst olun. Uzaklık bir şeyleri saklayabileceğiniz anlamına gelmez."
Bilim dünyası aşkın tıbbi gizemini çözdü bile: Bol miktarda adrenalin, feniletilamin, seratonin ve biraz da oksitosin.
İster biyolojik bir ihtiyaç olsun, ister olmasın, aşkla ilgili bütün klişeler aslında doğru. Peki aşık olduğumuzda bedenimizde gerçekten neler olup bitiyor? İşte bütün klişe hislere fizyolojik açıklamalar:
Midemde kelebekler uçuşuyor
Semptomlar: Aynı anda hem tuhaf bir sevinç ve coşku, hem de garip bir gerginlik yaşıyorsunuz. Kalbiniz deli gibi çarpıyor.
Nedeni: Bizim için özel olan o kişiyi kalabalıklar içinde ilk kez gördüğümüzde beynimiz feniletilamin adı verilen doğal bir amfetaminin salgılanması emri veriyor. (Amfetamin spor yaparken ve yemek yerken salgılanan bir hormon.) İkinci aşamada, diyelim ki ilk özel buluşmada, böbrek üstü bezleri vücudumuza adrenalin ve noradrenalin pompalıyor. Bu hormonlar vücudun stresle baş etmek için kullandığı temel silahları olarak biliniyor. Ancak tabii ki söz konusu olan aşk gibi pozitif bir stresse hissettiğimiz "midemde uçuşan kelebekler" oluyor.
Onu bir an bile aklımdan çıkaramıyorum
Semptomlar: Aklınızı yitirmiş gibisiniz. Duygularınız karmakarışık. Sadece tutku objenize odaklanmış durumdasınız ve ondan başka hiçbir şeyi düşünemiyorsunuz.
Nedeni: Yapılan araştırmalar aşık olma durumunda beynin obsesif kompülsif bozuklukla aynı semptomları yaşadığını gösteriyor. Obsesif kompülsif bozukluk yaşayan hastalar ile yeni aşık olmuş bir grup insan üzerinde yapılan deneyler, her iki grubun da beynindeki seratonin miktarının yüzde 40 düştüğünü kanıtlıyor. Seratonin düşmesi ise anksiyite ve depresyon yaratıyor. Bu da insanların kimi zaman aşkı mutluluk değil, acı verici bir şey olarak yorumlamalarına neden oluyor. Fakat aşık olanlarda yaşanan bu seratonin gerilemesi aslında geçici bir durum. İlişki bir seneyi geçtikten sonra yapılan testler söz konusu kişilerde seratonin seviyesinin normale döndüğünü gösteriyor.
O da beni sevecek sadece şu an bunu göremiyor
Semptomlar: Ona sahip olmak için her davranış biçimini, hatta bütün kurnazlıkları deniyorsunuz. Aşkınıza karşılık vermiyor gibi görünse de aslında sizi çok sevdiğine, bir gün bunu kendisinin de fark edeceğine inanıyorsunuz.
Nedeni: Psikologlar, aşık olduğumuzda duygularımıza karşılık almak için şiddetli bir özlem duyduğumuzu ve karşımızdaki insanın her türlü davranışına aşırı duyarlı olup, ilgisiz şeyleri bile olumlu yorumlayabilme potansiyeline sahip olduğumuzu dile getiriyorlar. Aşk acısı çeken 500 kişi üzerinde yapılan bir araştırma, duyguları karşılıksız olan bu insanların, aşık oldukları kişilerin kayıtsız davranışlarına geçerli açıklamalar getirmek gibi sıra dışı bir çaba sergilediklerini gözler önüne seriyor. Bu açıklamaların birçoğu ise maalesef ki hayal ürünü olmaktan öteye gidemiyor.
O dünyadaki en mükemmel insan
Semptomlar: Çevreniz sizi uyarsa bile, onun hatalarını ve sorunlarını göremiyorsunuz.,
Nedeni: Aşkın gözleri kör etmesi klişesi aslında bir yanıyla doğru. Uzmanlar karşımızdaki insanın duygularını, yüzünden yansıyanları ve dürüstlüğünü değerlendirirken beynimizin üç farklı bölümünün çalıştığını söylüyorlar. Aşık olduğumuzda ise bu bölümlerin geçici olarak çalışmadığını dile getiriyorlar. Yani karşımızdaki insanım hatalarını, problemlerini aşık olduğumuzda göremememizin fizyolojik bir açıklaması bulunuyor.
Bulutların üzerinde gibiyim
Semptomlar: Tuhaf bir kaldırma kuvvetiyle ayaklarınız yerden kesilmiş durumda. Aşkınıza karşılık aldığınızdan beri sanki boşlukta yürür gibi hafiflemiş hissediyorsunuz.
Nedeni: Romantik aşkın beyinde yarattığı nöroloji değişimler, insanın öfke, korku, saldırganlık gibi negatif duygular hissetme yeteneğini –geçici olarak- yok ediyor. Karşılıklı aşkın etkisiyle tıpkı mutluluk verici bir ilaç ya da uyuşturucu almış gibi bir deneyim yaşayan beyin, negatif duyguları bastırıp, mutluluk verici duyguları keşfediyor. Böylece görünmeyen bir asansör ayaklarınızı yerden kesip, sizi bulutların üzerindeki aşk cennetine çıkarıveriyor.
Seks ve zevk almanın birbirine karıştırıldığı günümüzde, sürekli olarak duyduğumuz "önsevişme" ifadesinin anlamı hala net bir şekilde bilinmiyor. Yanlış anlamlandırmadan kaynaklı olarak, erkek, kadına sadece seks yapmak için dokunuyor, diğer zamanlarda dokunmasını esirgiyor ve bu bir döngü şeklinde çiftin hafızasına kazınıyor.
Dolayısıyla, çift dokunmalar sonrasında gerçekleşen sekse odaklandığı için dokunmanın verdiği hazzı tam olarak yaşayamıyor ve seks tam bir bütünlük duygusuna ulaşamıyor, bir şeyler yarım kalıyor. Oysa çiftin cinsel haz ve heyecan yaşayabilmesi için havaya girmeleri çok önemli. Ancak, pek çok çift seks hayatlarını rutinleştirerek cinselliği bir görev haline getiriyor.
Burada göz ardı edilen nokta, dokunma, sevişme ya da seks sırasında, ne tür davranışların hangi sıra ile yapılması gerektiği hakkında belirlenmiş kalıpların olmamasıdır. Bu nedenle Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) cinsel terapistleri, sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşamın sırlarından birini açıkladı. Cinsel terapistler çiftlere önsevişmenin gerçek anlamına odaklanarak birbirlerini sevmelerini ve "Sevişmek her zaman, seks zaman zaman!" felsefesini hatırlatarak 7 kere dokunup 1 kez seks yapmalarını önerdi.
KADINA ÖZEL VE DEĞERLİ OLDUĞUNU HİSSETTİRİN, ALICI GÖZLE BAKIN…
Önsevişmenin önemine değinen CİSED Onursal Başkanı Dr. Cem Keçe; "İlişkiye hazırlanmada etken faktörlerden biri olan önsevişmeyi, cinsel içgüdüleri arttırmak için heyecan verici bir
eyleme dönüştürmek mümkün. Peki, bu doğru bir şekilde nasıl yapılabilir? Görsel hafızanın güçlü olduğu yani görsel olarak cinsel uyarımlar alarak cinselliğe hazırlanan erkeklerin aksine kadınlar, dokunsal ve hissel uyarımlar yaşayarak cinsel isteklerini harekete geçirebiliyor.
Bu nedenle, cinsel hazzı artırmaya yönelik yapılan ' dokunma, okşama, iltifat etme, küçük mesajlarla kadına güzel ve değerli olduğunu, arzulandığını hissettirme, ona alıcı gözle bakma' erkeğin kadını sekse hazırlaması için gereklidir. Cinsel yaşamda hazırlık süreci, tahrik olma, uyarım süreci, odaklanma, boşalma ve orgazm özellikle kadınlar için erkeklere nazaran çok
daha uzun bir süreç olduğundan, seks yapmaya geçilmeden önce diğer bir değişle, kuvvetli bir arzu belirinceye kadar dokunmalara daha çok yer verilmesi gerekiyor." dedi.
SEVİŞMEK HER ZAMAN, SEKS ZAMAN ZAMAN…
Cinselliğin rutinleşmesinin sakıncalarını anlatan Dr. Keçe; "Günümüzde halen kadın cinselliği karmaşık yapısını korumaya devam ediyor. Bunu bilen pek çok erkek, bu düşüncenin arkasına sığınarak, cinselliğin karşılıklı olduğunu ve cinsel birleşme sırasında kadına da görevler düştüğünü savunuyor fakat cinsel ilişki sırasında kadının uyarılması gerektiği bilincini göz ardı ediyor.
Rutine dönüşmüş olan önsevişme birkaç saniyelik soyunmalardan, öpüşmelerden, klitoris uyarılarından ibaret değil. Nasıl ki, erkek için hazzını harekete geçiren ve cinsel isteğinin zirve yapmasını sağlayan heyecan verici görsel şovlar cinsel yaşamda önemli bir yer tutuyorsa, cinsel içgüdüleri harekete geçirmede ve cinsel isteği artırmada etken olan heyecan verici dokunuşlar da kadın için önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle, 'sevişmek her zaman seks zaman zaman' felsefesini cinsel yaşama uygulamak gerekiyor. Dokunmaların çok olduğu bir
cinsel yaşamda heyecana yer verildiği için cinsel istek artacak ve doyurucu bir seks yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca, kalıplaşmış olan 'dokunma sonrası seks' bilincinin yıkılması, kadının odak noktasını değiştirecek ve hiç olmadığı kadar istekli, heyecanlı ve mutlu olmasını sağlayacaktır." dedi.
CİNSEL DOYUMUN ANAHTARI: "7 KERE DOKUN 1 KEZ SEKS YAP!"
Şehvetli ve doyurucu bir cinsel birleşmenin sırlarını açıklayan Dr. Keçe; "Çift birlikte şehvetli ve doyurucu bir cinsel birleşme yaşamak istiyorsa, birbirinin tarafında olması şart. Bunu başarabilmek için biraz fedakârlık yapmak gerekiyor. Fedakârlık bir zorunluluk değildir, bir armağandır. Sekste kimse kimse için bir şey yapmak zorunda değildir, herkes kendi tatmininden sorumludur.
Çift birbirinden isteklerde bulunabilir, bu istekler yerine geldiğinde çift unları bir armağan gibi kabul etmelidir. Erkeklerin sabah sertleşmelerinden dolayı sabah seksini bir hayli sevdikleri aşikârken, kadınların sabah seksine çoğu zaman kapalı oldukları bilinmektedir. Bunun nedeni, sertleşmiş halindeki erkeğin boşalma odaklı sekse yönelmesi ve kadının uyarılma olmaksızın sekse yönelmek istememesidir.
Bu durumun çatışma yaratmaması için erkekler bir değişiklik yapmalı ve partnerlerini dokunuşlarla uyandırmalı fakat bu uyarım sonunda seks olmamalıdır. İlk denemede kadının yüzünde bir tebessüm belirmesi ya da erkeğe doğru dönmesi gibi bir geri bildirim almak muhtemeldir. İkinci dokunma, banyoda yaptığı bir eylem sırasında, üçüncü dokunma giyinirken ya da kahvaltı yaparken ve dördüncü dokunma evden ayrılırken olabilir.
Kadınlar hissel olarak uyarıldığı için dokunma şiddeti ve dokunmanın yapıldığı bölgeler oldukça önem teşkil eder.Bu nedenle, erkelerin dokunacakları ve öpecekleri yerler kadın erojen bölgeleri, kalçalar, bacaklar, göğüsler, dudaklar, boyun, omuzlar, klitoris ve saçlar olmalıdır. Akşam olduğunda dokunmaların devam ettirilmesine özen gösterilmelidir.
Çift birbirini gördüğünde 'Seni özledim!' düşüncesini yansıtan bir öpücük sırasında, beşinci olan 'Seni istiyorum!' dokunmasını erkek ihmal etmemelidir. Arzulandığını hisseden ve dokunmalar sonucu uyarılan kadın, erkekle cinsel ilişki yaşamak için an kollamaya başlar bile. Altıncı dokunuşu erkek TV izlerken ya da soyunurken kendine özel tavırlarla süsleyerek yapabilir.
Kadın neler olduğunu çözmeye çalışırken, gözünü erkekten ayıramayışını kullanarak, erkek son dokunmayı yatmadan öncesine taşıyabilir ve bunu seks öncesi sevişmeye dönüştürebilir. Erkek aldığı zevke ve kadının cinsel isteğine göre yedi dokunuştan sonra uygulayacağı seksi gecenin keyifli saatlerine ya da güzel bir günaydın seksine saklayabilir. Görüldüğü gibi sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşamın sırrı 7 kere dokun 1 kere seks yap felsefesidir." dedi.
Biraz kendinizden bahseder misiniz?
1983 istanbul doğumluyum. Keşfetmeyi seven, sanat, müzik, seyahat ve tabi ki fotoğraf tutkunuyum. Ayrıca Tarçın’nın annesiyim :) 10 yıl boyunca kurumsal bir firmada muhasebe sorumluluğu yaptıktan sonra hobi olarak başlayan fotoğraf hayatını radikal bir karar alarak profesyonel is hayatina çevirmiş birisiyim.
Ne kadar zamandan beri fotoğraf çekimleriyle uğraşıyorsunuz?
Aslında fotoğraf hayatımda hep vardı. Ama profesyonel olarak 4 yıldır fotoğraf çekimleriyle uğraşıyorum.
İlk foto.mak. elinize ne zaman aldınız?
Sanırım ortaokul zamanlarıydı. Dedemin 40 yıllık flimli Canon makinesi ile başladım. Sonra compact makinler yerini aldı. SLR makineyi ise 2008 yılında elime aldım. Onun heyecanı çok ayrıydı :)
Neden fotoğrafcı olmak istediniz ve sizi buralara kadar sürükleyen ne oldu?
Aslında fotoğrafçı olmayı hiç hayal etmemiştim. Ben kader diyorum biraz bu duruma, belki de farkında olmadan içim olanlarla kendimi sürükledim. Herşey bir arkadaşımın, kendimize bir hobi edinelim demesiyle başladı. Fotoğraf kursunu seçmiştik. Hem gezeriz, hem eğleniriz bu arada da güzel fotoğraflarımız olur demiştik.
Sonra arkadaşım gelemedi ve ben gittim kursa. Kader ya :) Gittiğim kursta herkes birşeyler yapıyordu. Kimisi web sitesini açıyor, kimisi doğum ve düğün fotoğrafları çekiyordu. O anda, “herkes yapıyor Gülşah sen neden birşeyler yapmıyorsun” dedim. Zaten hayatımda ki dönüm noktalarım hep böyle başlamıştır :) Sonra şansıma bir arkadaşım doğum yapacaktı ve bir arkadaşımda evlenecekti. Her ikisinede fotoğraf çekimleri için gönüllü olduğumu söyledim. Sağ olsınlar beni kırmadılar. Çok güzel çekimler yaptık. Sonra çektiğim fotoğraflar facebook’ta patlama yaratınca, bu yolda ilerlemem gerektiğini anladım.
Uzmanlık alanınız nedir ?
Düğün fotoğrafları uzmanlaştığım, hergün birşeyler katarak ilerlediğim alan. Ama bunun dışında; Nişan,söz, parti, doğum, newborn, bebek,aile çekimleri de var. Anlayacağınız tüm özel günlerin fotoğraflar çekimlerini gerçekleştiriyorum.
İstanbul dışında çekim yapabiliyor musunuz?
Son zamanlarda bana çok sorulan sorulardan biri. Evet, tarihler uygun olduğu sürece şehir dışına çıkıyorum. Ayrıca farklı mekanlarda çekim yapmak beni de besliyor.
Gününüzün ne kadarını fotoğrafa ayırıyorsunuz?
Tamamını desem :) Fotoğraf çekmek değil sadece, çekilen fotoğrafların editlenmesi, kolajlanması, albüm tasarımı, slayt gösterisi derken kendimi ofisten çıkamaz buluyorum. Ama bu durumdan hiç şikayetçi değilim. “Tutkunuzu takip ederseniz, asla çalışmak zorunda kalmazsınız” cümlesi tam bana göre :)
Size göre özetle fotoğraf nedir?
Bana göre fotoğraf, anı sonsuzluşturmak/ölümsüzleştirmektır.
Fotoğrafa bir çok insan resim diyor. Sizin tepkiniz ne oluyor?
Hoşuma gitmiyor tabi ki. “Resim çizilir, fotoğraf çekilir” cümlesini söylüyorum hemen J Bazende gülüp geçiyorum. Artık insanlar çok bilinçliler arada ki farkı çok iyi biliyorlar ama maalesef klişeleşmiş şeylerden vazgeçemiyoruz.
Çektiğiniz bir fotoğrafın ‘iyi’ olduğunu nasıl anlıyorsunuz?
İyi ya da güzellik göreceli birşeydir. Nasıl her insanın elinin lezzeti ayrı ise, bizim meslekte de herkesin göz lezzeti ayrı diye düşünüyorum. Bir fotoğraf net ve ışığı güzel ise o fotoğraf benim için “iyi” dir. Sonrası biraz sanata giriyor.
İnsanların en özel anlarına fotoğrfalarınızla eşlik ediyorsunuz. Bu size neler hissettiriyor?
Mutluluk sebebim... İnsanların mutluluğu ile mutlu olan, beslenen birisiyim. Onlarla heyecanlanıp, onlarla gülüp, onlarla duygulanıyorum. Her çekimden kendime bir paye alıyorum. Ufkumu açıyorum. Yeni insanlar tanıyıp, hayatıma sürekli yenilikler katıyorum.. Özetle; nefes alıyorum....
Çekim yaparken çok zorluk yaşadığınız oluyor mu?
Olmaz olur mu :) Bir kere o gün çekimini yaptığım kişilerin yaşam koçu oluyorum. Herşeyleriyle birebir ilgileniyorum. Bu bazen gerçekten çok zor olabiliyor. Bir çekimde, gelinimin makyaj danışmanlığından tutun, gelinliğini giydiren, eşyalarını toparlayan, poşetlerini taşıyan, psikolojik danışmanlığını yaptığımı bunların üstüne anı yakalayan fotoğrafçısı olmaya çalıştığımı bilirim :)
Özellikle doğum fotoğrafları sizi zorluyor mu?
Asla... Mucizeye şahitlik etmenin nesi zor olabilir ki ?
Çekimlerde yaşadığınız en komik ve en kötü/şansızlık diyelim yaşadığınız bir olayı paylaşabilir misiniz?
Gelin-damatların geç kalması dışında yaşadığım kötü bir olay yok J Ama bir keresinde, otobanda çekim mekanına doğru ilerliyoruz. Birden yan şeritte ki motorsikletin bize yanaştığını farkettik. Elleriyle birşey yapıyorlar ama ne demek istediklerini anlayamamıştık. Kasklardan da yüz ifadelerini göremiyorduk. Sonra camı aç işaretini yaptı.
Camı açtık ve arkadası arkadaşı bizden zarf istedi. O anda ki şaşkınlığımızı görmeniz gerkiyordu.
Çok yolumuz kesilmişti ama böyle bir zarf isteme olayı ile karşılaşmamıştım. Benim için en komik olay budur :)
Gülşah Ekerel'e aşağıdaki web sitesinden ulaşabilirsiniz.
www.gulsahekerel.com